YERYÜZÜNDEKİ ÖZEL GÖREVİMİZ

9
648
unigo336-280-2

  BEYZA EROĞLU

Hepimiz daha iyi şeyleri düşleyerek uyuyor, daha iyisini istiyor ve bunun için çalışıyor, emek veriyoruz. Fakat daha iyisinin ne olduğundan nasıl bu kadar eminiz?

Sınava hazırlanan bir öğrenciye daha iyisinin ne olduğunu sorsak bize sınavda ilk bine girmek diye cevap verme olasılığı ya da ODTÜ/İTÜ/BOĞAZİÇİ deme olasılığı yüksektir. Şimdi, soruyu içselleştirip kendi cevabınızı düşünebilir misiniz? Daha iyisi nedir?

Sorumun temel amacı 2017’den ve ötesinden ne beklediğimiz aslında. Eğer daha iyisini istiyorsak ve bu ömrümüzün kalanında yapacağımız şeyler için bir başlangıç noktası ise, bir ömrü boşa çıkarmayacak kararlarımızı almanın tam zamanı ve yeri demektir. Sadece üniversiteye gitmek ya da sadece belli bir mesleği okumak değil daha da ötesini düşlemeli insan. Bu da hatalardan, pişmanlıklardan ders çıkarıp yola öyle devam etmekle olacak şüphesiz.

Şimdi geçirdiğimiz bir yıla bakalım ve ‘keşke’lerimizi oradan ayıklayalım.

Keşke daha çok çalışsaydım.

Keşke bu kadar üzülmeseydim.

Keşke vaktimi daha güzel geçirseydim. Keşke keşke.

Şimdi ise önümüzdeki uzun yıla bakalım -hatta bu uzun bir yol- ve bütün ‘keşke’lerimizi daha iyisiyle değiştirelim.

Daha çok çalışacağım. çalışmak sadece zaten cevabı belli soruları bulmak değildir. Daha iyi bir insan olmaya da çalışabilirsiniz.

Daha mutlu bir insan olacağım.

Daha verimli, güzel zamanlar geçireceğim.

Artık kararımızı verdiğimiz bu noktada, amacımızı da biliyorsak yapacağımız şey, gitmek. Hayallerimizin, hedeflerimizin, mutluluğumuzun, sevdiklerimizin peşinden gitmek.

Paulo Coelho ‘nun “Simyacı” kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.

“peki dünyanın en büyük yalanı ne?” diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.

“ne mi? Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur.”

 

Hayatımızı kaderimizin, kaderimizi ise irademizle verdiğimiz kararların sonuçlarının oluşturduğunu unutmamamız gerekiyor.

Sonra kitaptan devam edelim.

“hayatın bu döneminde her şey açık seçiktir, her şey mümkündür ve hayal kurmaktan, hayatında gerçekleştirmek istediği şeylerin olmasını istemekten korkmaz. Ama zaman geçtikçe gizemli bir güç, Kişisel Menkıbe’nin gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya başlar.

Olumsuz gibi görünen düşlerdir bunlar ama aslında sana Kişisel Menkıbe’ni nasıl gerçekleştireceğini öğretirler. Zihnini ve iradeni bunlar hazırlar, çünkü dünyada bir büyük gerçek vardır: Kim olursan ol, ne yaparsan yap bütün yüreğinle, gerçekten bir şey istediğin zaman, evrenin ruhunda bu istek oluşur. Bu senin yeryüzündeki özel görevindir.

İnsan yalnızca yolculuk yapmak istese? Ya da bir kumaş tüccarının kızıyla evlenmek istese? Ya da hazine aramak istese? Dünyanın ruhu insanların mutluluğuyla beslenir. Ya da mutsuzluklarıyla, arzuyla, kıskançlıkla. Kendi Kişisel Menkıbe’sini gerçekleştirmek insanların gerçek yükümlülüğüdür. Her şey bir ve tek şeydir. Ve bir şey istediğin zaman bütün evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar”

Not: Kişisel Menkıbe: “senin her zaman gerçekleştirmek istediğin şeydir. Hepimiz, gençken, Kişisel Menkıbemizin ne olduğunu biliriz.”

 

Alıntılanan kısım ne kadar da sınav sürecindeki gerçekliğimizle denk düşüyor! Zihnimizi, irademizi hazırlayan şeylerin yaşadığımız engeller olduğu söylüyor.

Bu alıntıyı unutmadan başka şeylerden konuşalım:

Ozan tabakasının küçüldüğü, Japon bilim insanları tarafından 30 yıl önce dondurulan tardigradalar (su ayısı) tekrar canlandırıldığı, kehribar içinde 99 milyon yıldır saklanan bir dinozor tüyünün bulunduğu ve bununla birçok bilginin yön değiştirdiği, Dünya’nın ikinci uydusunun keşfedildiği, bilinen en büyük asal sayıdan daha büyük bir asal sayının bulunduğu, tek tür olduğu zannedilen zürafaların dört türünün tespit edildiği, kütle çekim dalgalarının varlığının kanıtlandığı, yıldızların sesinin kaydedildiği bir yıldan sonra hala keşfedilecek, gizemi çözülecek, insanlığa armağan edilecek pek çok şeyin olduğunu hatırlamalıyız.
Gerçek hayat teorik temellerini öğrendiğimiz fen bilimlerinin çok önünde ve biz hayatın çok gerisindeyiz. Bir insanın anne ve babasının DNA’sını taşıdığını biliyoruz fakat ABD’li doktorların yeni bir yöntemle, bir annenin taşıdığı hastalık geninin bebeğe geçmemesi için annenin DNA’sının kullanılabilir kısmını bir donörün sağlıklı mitokondrisiyle birleştirdiğini bilmiyoruz. Üç kişinin DNA’sını taşıyan bebek oldukça yeni bir haber değil mi? Değil… 1990’lı yıllardan beri bu yöntem kullanılıyormuş fakat mitokondri bağışı yeni bir haber.
“Mitokondri hücrenin enerji kaynağıdır” bizim bildiklerimizin neden sınırlı olduğunu neden düşünmüyoruz? Sistemi suçluyoruz, yanlışlarını tartışıyoruz fakat sistemin hiçbir çıkış yolu yok mu gerçekten?
Var.
Canan Dağdeviren kimdir? Sistemin çıkış yolunu bilen insanlardan biridir.

“Canan DAĞDEVİREN, Ülkemizi Uluslararası bilim platformunda tanıtan başarılı bir bilim insanı. Giyilebilir kalp pilinin mucidi Canan DAĞDEVİREN, ABD’de yayımlanan dünyanın en prestijli dergilerinden Forbes’un “30 yaşından küçük 30 bilim insanı” listesine girdi. Adını Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilimsel araştırmalarla duyuran DAĞDEVİREN, Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi Üyeliği’ne seçilen ilk Türk olarak tanınıyor. Cilt kanserini 10 saniyede teşhis edebilen bir cihaz geliştirmiş ve şu an dünyanın önemli üniversitelerinde hali hazırda kullanılmaya devam ediliyor.”

Kendi cümleleriyle tanıyacak olursak:

“Haziran 2007’de Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği’nden mezun oldum. Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Programı’nda yüksek lisans eğitimimi 2009’da tamamladım. Yüksek lisans için Sabancı Üniversitesi’ne başvuru yaptığım 2007 yılında sadece bir öğrenciye tam burs verilmişti o bursu almıştım.

2009’da ilk defa verilmeye başlanan Fulbright Doktora Bursu’nu kazandım ve The University of Illinois at Urbana, Champaign’de (UIUC) Malzeme Bilimi ve Mühendisliği bölümde doktora eğitimine başladım. Doktora süresince fizik, elektronik, kimya, malzeme, mekanik ve tıp alanlarının kapsamına giren esnek ve katlanabilir, vücut içine ve deri üstüne yapıştırılabilir/giyilebilir elektronik aletler üzerinde çalışmalar yaptım.

Şu an, MIT ve Harvard Üniversitelerinde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyorum”

Önüne çıkan fırsatlar onun Kişisel Menkıbesini gerçekleştirmesine yardım etmiş o da tüm insanlara… bütün bu başarı hikayelerin izahını kendinize ve hayatınıza yapın.

Eğer hala bazı bilgilerin hayatınızda ne işe yarayacağını düşünüyorsanız bir örnek daha verelim.

  • 21 ülkeden 400 civarında çalışmanın yer aldığı ‘Bilimsel Proje Yarışması’na katılan 11.sınıf öğrencisi Elifnaz Şentürk aile hekimi olan babasının aşı muhafazasında yaşadığı sorunlara çözüm bulmak için geliştirdiği ‘ısıtma ve soğutma sistemlerini bir arada kullanarak sıcaklığı sabitleyen çoklu odalı cihaz’ projesi ile dünya birincisi oldu.

 

  • Hayalimizdeki üniversitelerden bir haberle devam edelim. Hayal ettiğimiz hayatı yaşarken boş durmayan İTÜ öğrencileri, Astero isimli proje ile herhangi bir uzvunu kaybetmiş çocuklara 3D yazıcılarda çok düşük maliyetlerle fonksiyonel protez uzuvlar basan bir sosyal sorumluluk projesiymiş. Bir sosyal sorumluluk projesi yürüttükleri için ürettikleri bütün modelleri ihtiyaç sahiplerine tamamen ücretsiz biçimde teslim ediyorlar.

 

  • 10. sınıf öğrencisi olan Tuna Ilgın Kozak’ın projesine bakacak olursak; madenlerde çalışan işçilerin anlık olarak konumları kayıt altına alınacak ve olası bir kaza sonrası acil müdahale edilmesi gereken yerler belirlenebilecekmiş. Ülkemizdeki büyük kayıplardan sonra ne kadar büyük bir proje. TÜBİTAK projeyi yeterli görmeyerek elemiş fakat Tuna MEF Uluslararası Araştırma Projeleri Yarışması’nda Fizik dalında birincilik ödülü ve İnovasyon ödülünü kazanmış.

 

  •  Hazırladığı fizik projesi TÜBİTAK tarafından beğenilmeyen İlayda Şamilgil de bir proje ile Polonya’da, 80 ülkeden binlerce projenin arasında birinci olmuştu ve sonrasında da NASA’nın Mars projesi için seçilmişti.

 

Bu insanlar bizim için iyi bir örnek.

Kendi Kişisel Menkıbemizi gerçekleştirmek için atacağımız cesur adımlarımız için birer örnek.

Belki yarın bizlerde bir başka nesil için örnek teşkil edeceğiz. Bilimde, sanatta, siyasette ya da ihtiyaç duyulan her alanda.

George Eliot gibi düşünelim : “Yaptıklarımız bizi oluşturur, biz de yaptıklarımızı”

Şimdi başarmak istiyoruz. Üniversite demek bir meslek edinmek demek değildir sadece. Üniversite yöntem, teori, donanım, uzmanlık demektir. Fırsatlar, hayatımız için yeni yollar, yeni insanlar demektir.

Biliyorum ki, sistemin çıkış kapısını bulmak bu kadar ezbere dayalı bir öğretme prensibinde çok zor, çok karmaşık fakat bu kapıya ne kadar yaklaşırsak o kadar şansımız olacak.

Turnusol kâğıdını görmeden hakkında bu kadar şey bilmek, hiç mikroskopla bir canlıya bakamadan o canlılar hakkında bu kadar kesin konuşabilmek, Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü aldığını bilmek ama kitabını okumamış olmak, matematikte öğrendiğimiz birçok şeyi meslek hayatımızda kullanacağımızı kimsenin bize söylememesi ve coğrafyadaki haritalarda gösterdiğimiz göllerin, ovaların gerçekte nasıl göründüğünden bihaber olmak üzüyor ama bunların gerçeğini öğrenmek de yine bizim elimizde.

Hayatımızı kaderimizin, kaderimizi ise irademizle aldığımız kararların sonuçlarının oluşturduğunu unutmayalım.

Çünkü hayat sadece eğlenmek için oluşmuş değil ve insanlık için faydalı olmak, keşfetmek görevimizden habersiz yaşamak için de çok kısa.

Ve acı gerçek: sınava yarından itibaren  67 gün kaldı. Gireceğimiz sınav bir fırsat. Birçok şey için! Pes edenler oldu, pes etmeyi düşünenler var fakat içinde bulunduğumuz zaman dilimini verimli kullananlar büyük çıkışı yapacaklar. Onlardan biri olalım.

“başarı çoğunlukla ötekiler pes ettikten sonra da ipe asılıyor olmaktır.” William Feather…

Başarılar!

 

9 YORUMLAR

  1. Size ulaşabileceğim isntagram veya fece, twittir hesabınz varmı acaba sormam gereken bişey varda eğer buraya yazmak istemezsenz bnm isntagram ismim “sultan.dogan”msj atarsanız sevinirim 🙏

CEVAP VER