Bilim Felsefesi Konu Anlatım

Bilim Felsefesi Konu Anlatım

 Bilim felsefesi, bilimin son birkaç yüzyılda gösterdiği gelişmeler sonucunda bilimi, bilimin yapısını, işleyişini ve neleri başarıp neleri başaramayacağını sorgulayan bir felsefe dalı olarak ortaya çıkmış bir felsefe dalıdır.

Bilim Felsefesi

Bilim Felsefesi – Bilimsel Felsefe Farkı

  • Bilgi felsefesi (Epistemoloji): Genel olarak bilgiyi ele alır.
  • Bilimsel Felsefe: Reichenbach ve Marks, felsefelerinin bilimsel olduğunu iddia eder. Her ikisi de felsefi bir görüştür. Oysa bilim felsefesi bir felsefe dalıdır.

Bilim Felsefesi – Bilimsel Felsefe Farkı

  • Bilim felsefesini bilimsel felsefeden de ayırmak gerekir.
  • Bilimsel felsefe, felsefenin de bilimsel yöntemleri kullanması gerektiğini savunan bir felsefe akımıdır. İki önemli örneği verilebilir. K. Marks’ın Diyalektik Materyalizmi ve H. Reichenbach’ın Bilimsel Felsefesi.
  • K. Marx ve F. Engels, bilimsel olduğunu öne sürerek, kendi öğretilerinin bilim gibi kesin doğru ve nesnel olduğu; dolayısıyla diğer felsefelere tercih edilmesi gerektiği mesajını verirler (K. Popper’ın eleştirisini göreceğiz).
  • H, Reichenbach da, her türlü metafizik (fizikötesi) ve spekülatif (kurgusal) unsurdan arındırdığını; dolayısıyla bilimsel bir kuram kadar kesin ve doğru bir felsefe olduğunu anlatmak için kendi felsefesini “bilimsel felsefe” olarak adlandırmıştır.

Bilimin Tarih İçindeki Gelişimi: İlkçağda Bilim

  • M.Ö. 2000’li yıllarda Çin, Hint, Mısır ve Mezopotamya: Daha çok pratik sorunların çözümü ve dinsel-büyüsel amaçlarla bilimsel sayılabilecek bilgiler ortaya konulmuştur. Astronomi (astroloji ile karışık biçimde), matematik (ürünlerin hesaplarını tutma, yer şekilleri ve arazi ölçümü için), tıp (hastalıkların tedavisi ve ölülerin mumyalanması).
  • M.Ö. 600 y.y.dan itibaren Eski Yunan’da pratik yarar arayışından öte bilmek ve anlamak amacıyla bilim yapılmaya başlandı. Bu dönemde felsefe tarihinin de bilinen ilk filozoflarından olan Thales, Pythagoras (Fisagor), Aristoteles, Batlamyus, Öklid, Hipokrates vb gibi filozof, matematikçi ve hekimler adlarını bilim tarihine de yazdırmışlardır.
  • Eski Yunan’dan kalan ve günümüzde halen geçerliliğini sürdüren bilgiler matematikçilerin (Thales ve Pisagor bağıntıları, Öklid geometrisi) ortaya koyduğu bilgiler ve Aristoteles’in mantığıdır (klasik mantık).

İslam Dünyasında Bilim

  • Ortaçağda ise Avrupa’da yaşanan durgunluğa karşılık, özellikle M.S.8. yüzyıldan itibaren Doğu İslam Uygarlığında büyük gelişmeler yaşanır. Bu durum İslamiyet’in yapısından, bilgi ve öğrenmeye yüksek değer vermesinden, araştırmaya teşvik etmesinden, İslamiyet’in doğuşu ve yayılışı sırasında, yöneticilerin bilimsel düşünce ve çalışmaları desteklemesinden kaynaklanmıştır.
  • Özellikle tıp, astronomi ve matematik yine İslam dünyasında da bilimsel araştırmaların yoğunlaştığı dallar olmuştur.
  • Cabir’in matematik çalışmaları matematiğin bir dalına adının verilmesini (cebir) sağlamıştır.
  • Beyruni ve Batuta gibi astronomların çalışmaları astronomi bilimine önemli katkılar sağlamıştır.
  • İbn-i Sina’nın tıp konusundaki çalışma ve eserleri Batı dünyasında da 20. yüzyıla kadar etkisini ve geçerliliğini sürdürmüştür.

Yeni Çağda Bilim

  • Rönesans ile Batı’da canlanma başlıyor:
  • Bilimsel yöntem konusunda F. Bacon, Galilei ve Descartes’ın vurgusu önemli.
  • F. Bacon: Önyargılardan kurtulma ve deneye dayalı tümevarım yöntemini öneriyor.
  • Galilei: Aristoteles’ten beri devam eden niteliksel yaklaşımın yerine niceliksel yöntemi öneriyor ve uyguluyor.
  • Descartes: Doğru yöntemin akıl ve zekadan daha önemli olduğunu vurguluyor.
  • Galilei, Kopernikus, Kepler’in çalışmalarını doruğa çıkartan Newton: Evrensel Çekim Yasası
  • Kimyada simyanın yerine modern bilimsel yöntemi kullanan A. Lavoisier’nin çalışmaları.
  • Biyolojide hücre teorisinin ortaya konulması; genlerin bulunması…

20. Yüzyılda Bilim

  • Newton fiziğine güveni sarsan üç önemli gelişme:
  • Bu gelişmelerden birincisi, A. Einstein’in görelilik kuramıdır. Bu kuram, gözlenen olayın, gözlemcinin hızına ve bulunduğu yere bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu ise fiziğin en temel kavramları olan zaman, mekân ve kütlenin mutlak değil göreli olduğu anlamına gelir.
  • İkinci kuram, M. Planck’ın kuantum kuramıdır. Planck’ın kuramı ise ısı ve ışığın sürekli bir akış değil, quanta adı verilen kesik paketler halinde meydana geldiğini ve hareket ettiğini ortaya koydu.
  • Üçüncü kuram olan W. Heisenberg’in belirlenemezcilik (indeterminizm) kuramı ise atom-altı düzeyde kesinlikle zorunluluk bildiren yasaların değil, olasılıklı yasaların geçerli olduğunu ortaya koymuştur.

BİLİME İKİ FARKLI YAKLAŞIM

  • 20. yüzyıldaki üç gelişme Newton fiziğine duyulan güveni sarsmakla kalmadı, bilimin ve bilimsel yöntem, kavram ve ilkelerin sorgulanmasını beraberinde getirdi.

Bilimin yapı ve işleyişini açıklamaya çalışan araştırma ve çözümlemeler iki başlık altında incelenebilir:

  1. Ürün olarak bilim: Bilimi, bilimsel ürünlerin (kuram, kavram, yöntem ve metinlerin) mantıksal çözümlemesiyle açıklamaya çalışan yaklaşım ve
  2. Etkinlik olarak bilim: Bilimi, bilim adamları topluluğu tarafından gerçekleştirilen bir etkinlik olarak açıklamaya çalışan yaklaşım.

Ürün Olarak Bilim

  • Mantıkçı Pozitivistlerin yaklaşımıdır.
  • Bunların en ünlüleri H. Reichenbach ve R. Carnap’tır. Bu yaklaşımı benimseyen filozofların temel tezleri şunlardır:
  1. Bilimin yapısı ve işleyişi, bilimsel ürünlerin, bilimsel metinlerin, dilsel açıdan, mantık aracılığıyla çözümlenmesiyle ortaya çıkarılabilir.
  2. Bilim adamı bilimsel araştırma ve çalışmaları sırasında mutlak anlamda nesneldir. Yani, tüm kişisel özelliklerini, önyargılarını vb. bir kenara bırakarak çalışmalarını yürütür.
  3. Mantıkçı pozitivistlere göre, yalnızca olgusal olarak sınanması,  deney ve gözlem sonuçlarıyla doğrulanması mümkün olan önermeler anlamlıdır ve bilimseldir.
  4. Yine, doğrulanabilirlilik ilkesine dayanan mantıksal pozitivistler, tüm etik (ahlaki), teolojik (dinsel) ve metafizik önermeleri anlamsız kabul ederler. Çünkü onlara göre, “yarın kar yağacak” gibi bir önermenin deneysel olarak doğrulanması olanaklıdır ve bilimseldir. Ama “Kumar oynamak kötüdür.” gibi ahlaki bir yargının deneysel olarak sınanması olanaklı değildir. Bu nedenle bu vb. önermeler ne bilimseldir, ne de anlamlıdır.
  5. Son olarak, mantıksal pozitivistlere göre, felsefenin kurgusal (spekülatif) sistem arayışları boşuna bir çabadır. Dolayısıyla felsefe, yalnızca bilimsel yöntem, teknik ve kavramların sembolik mantık aracılığıyla çözümlenmesiyle (analiziyle) ilgilenmelidir.

Mantıkçı Pozitivistlerden ayrılan aykırı bir düşünür: Karl R. Popper

  • İlk olarak; Popper, bilimi anlamak için bilimsel metinleri değil, bilim tarihi araştırmalarına dayanmak gerektiğini öne sürer.
  • İkincisi; Popper’a göre, bilimselliğin ölçütü doğrulanabilirlik değil, yanlışlanabilirlik ilkesidir. Çünkü örneğin “Güneş tutulması olayı gerçekleşecektir.” gibi bir önermenin doğrulanması olanaklı, ama yanlışlanması olanaksızdır (Gerçekten, bir gün güneş tutulacaktır). Oysa “29 Nisan 2014’de saat 06.03’da, Güney Hindistan, Avustralya ve Antarktika’dan izlenebilecek halkalı bir güneş tutulması olayı gerçekleşecektir.” gibi bir önerme bilimseldir; çünkü somut olarak sınanması, doğrulaması kadar yanlışlanması da olanaklıdır.
  • Diğer yandan Popper, yanlışlanabilirliği anlamlılığın da değil; yalnızca bilimselliğin ölçütü olarak kabul eder ve dinin, etiğin ve metafiziğin önermelerinin anlamlı olduğunu savunur.

Etkinlik Olarak Bilim

  • Bu yaklaşımın savunucuları kendisi de bir bilim tarihi araştırmacısı olan T. Kuhn ve S.Toulmin’dir.
  • Bilim, bilim adamları topluluğu tarafından gerçekleştirilen bir etkinliktir. Bilim adamı kendi kişisel özellikleri, umutları ve amaçlarıyla birlikte çağının sosyo-kültürel değerlerinin etkisi altındadır. Bilimin anlaşılması bilim adamları topluluğunun anlaşılmasına bağlıdır.
  • Her bilim adamları topluluğu, belirli bir “paradigma” çerçevesinde problemleri ortaya koyar ve çözüm arar. Paradigma, belirli bir gerçekliğin ortak terimlerle anlaşılmasını ve açıklanmasını sağlayan düşünsel ve kavramsal bir çerçevedir.
  • Problemlerin giderek çözümsüz kalması durumunda, bir “paradigma” değişikliği, “paradigmal” bir sıçrayış yaşanır. Bu bilimsel bir devrimdir. Örneğin, fizikte Newton’cu paradigmanın yerini Einstein’cı paradigmaya bırakması gibi.
  • Bilimin birikimli olarak ve doğrusal şekilde ilerlemesinden söz edilemez. Ancak kırılmalar gösteren bir ilerleme sürecinden söz edilebilir.
  • S. Toulmin ise evrimci bir bilim anlayışını savunmuştur. Ona göre, doğada nasıl problemlerin üstesinden gelebilen canlılar hayatta kalıyorsa, bilimde de, problemlere çözüm sunabilen kuramlar geçerliliğini sürdürür.

Klasik Görüş Açısından Bilim

  • Bu görüş, büyük ölçüde A. Comte tarafından kurulan Pozitivist bilim anlayışının bir ifadesidir ve ağırlığını 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca da hissettirmiştir.
  • Bilim duyularla algılanabilen nesneler hakkında araştırma yapma etkinliğidir. (Naif realist varlık anlayışı)
  • Bütün bilimler birbiriyle bağlantılıdır. Birbirleriyle ilişkisiz görünseler de aynı temelde birleşirler. Bu nedenle, örneğin, sosyoloji psikolojiye, psikoloji biyolojiye, biyoloji de fiziğe indirgenebilir.
  • Bilim birikimsel bir süreçte ilerler.
  • Bilimin ilerleme süreci, düzgün doğrusal bir süreçtir.
  • Bir gün gelecek bilinmeyen hiçbir şey kalmayacaktır.
  • Bilimin, insandan bütünüyle bağımsız bir iç işleyişi vardır. (Mutlak nesnellik)

Bilimsel Bilginin Özellikleri

  1. Nesnel bir bilgidir.
  2. Bilimsel bilgi olgusaldır.
  3. Bilim mantıksaldır.
  4. Bilimsel bilgi, nedenlerin bilgisidir.
  5. Bilimsel bilgi genel bir bilgidir.
  6. Bilimsel bilgi, yöntemlidir.
  7. Bilimsel bilgi, intersubjektif (özneler arası) iletilebilir bir bilgidir.
  8. Bilimsel bilgi, sınanabilir ve doğruluğu veya yanlışlığı kesin olarak belirlenebilir bir bilgidir.
  9. Bilim eleştireldir.

Bilimsel Kuramın Özellikleri

  • Kuram, ilgisiz gibi görünen çeşitli olay ve olguları anlaşılır bir şekilde birbirine bağlayan; açıklayan ve düzene sokan bir sistemdir. Örneğin, optik alanında, dalga kuramı, ışığın dalga şeklinde yayıldığını öne süren ve ışıkla ilgili olayları açıklayan bir kuramdır. Buna göre, yansıma, kırılma ve girişim gibi ışıkla ilgili olaylar belirli bir düzene göre birbirine bağlanır ve açıklanır.
  • Kuram olgu değildir. Olgu, düzenli denilebilecek şekilde tekrarlanan, herkesçe gözlemlenebilen, ölçülebilen doğal veya toplumsal bir oluşumdur. Kuram ise insan zihninin bir yaratımıdır.
  • Kuram, varsayım (hipotez) değildir. Çünkü hipotez, kurama göre, daha geçicidir, sınanma ve doğrulamadan geçmemiştir. Kuram, hipotez aşamasından geçmiş ve oransal olarak doğrulanmıştır.
  • Kuram, dünya görüşü değildir. Felsefi bir dünya görüşü, dünyanın bütününe belli ilkeler çerçevesinde bir bakış sunar. Oysa bilimsel kuram belirli bir olgu alanıyla sınırlıdır; ayrıca deneysel olarak sınanabilir.
  • Kuram, yasa değildir. Çünkü yasalar gibi kesin ve kanıtlanmış değildir.

Klasik Bilim Görüşüne Yöneltilen Eleştiriler

  • Bilim insanlığın tüm problemlerini çözebilir mi? Hayır, aksine yeni problemler de doğurmuştur. O halde, diğer insan etkinlerinden daha ayrıcalıklı ve üstün bir konumu (ya da değeri) yoktur.
  • Bilim duygular gibi öznel unsurlardan etkilenmeyen pür- rasyonel (saf akılsal) bir etkinlik midir? Hayır, bilim adamlarının her zaman nesnel ve rasyonel olamadığı, alışkanlıklar, duygular ve inançlar gibi irrasyonel öğelerin de etkisi altında kaldıkları görülür.
  • Bilimin aşama aşama belirlenmiş tek geçerli yöntemi mi vardır? Hayır, bu iddia yaratıcılığa, kişisel zekâya, dehaya ve yeteneklere yer bırakmadığı için bilimin ruhuna terstir. Gerçek bilim hiçbir kısıtlayıcı klişe ve kalıba sığmaz; aykırı ve yaratıcı düşünceyi gerektirir.
  • Bilimin insandan bağımsız bir iç işleyişinin bulunduğu söylenebilir mi? Hayır bilim, bilim adamları tarafından gerçekleştirilir. Dolayısıyla sadece yöntemsel ve kavramsal çözümlemelerle bilim anlaşılamaz.
  • Bilimlerin birliği ve bir gün tüm bilimlerin fiziğe indirgeneceği görüşü savunulabilir mi? Hayır, böylesi bir görüş varlığı, gerçekliği tek boyuta indirgemek olur.
  • “Bir gün bilimsel bilgi mükemmelleşecek, sürekli ilerleyen bilimsel bilgi insana tüm varlığı açıklayacaktır.” görüşü savunulabilir mi? Hayır, sonlu bir varlık olan insanın sonsuz olan evreni tümüyle kavrayabileceğini gösteren hiçbir kanıt yoktur. Dahası evren hakkındaki bilgimiz arttıkça daha bilmediğimiz ne kdar çok şeyin olduğunu da görüyoruz.
   

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir